Dağların Sessizliğinde Başlayan Bir Soru
Kayseri’de yaşamak bana hep aynı şeyi öğretti: bazı soruların cevabı kitaplarda değil, rüzgârın içinde saklıdır. 25 yaşındayım ve çoğu zaman kendimi defterlere dökerken buluyorum. Kelimeler yetmediğinde yürümeye başlıyorum. O gün de öyle oldu.
Şehrin dışına doğru, taş yolların başladığı yere kadar yürüdüm. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şeyleri anlamaya çalışıyor ama yanlış yerden bakıyordum. Aklımda tek bir soru dönüyordu: Keklikler ne avlar?
Bunu ilk duyduğumda basit bir merak gibi gelmişti. Ama içimde büyüdükçe, sanki daha derin bir anlam kazanıyordu. Sadece bir kuşun beslenme biçimi değil, hayatta kalma mücadelesi gibi hissettirmeye başlamıştı.
Yolun Kenarında Duran Bir Gerçek
Yol kenarında durup dağlara baktığımda, sessizlik neredeyse ağır bir şey gibi üzerime çöküyordu. Rüzgâr hafifti ama keskin bir tarafı vardı. Otların arasında küçük hareketler görüyordum.
Bir köylü amca yanımdan geçerken durdu. Elindeki bastonu toprağa hafifçe vurdu ve bana baktı. Sanki ne düşündüğümü anlamış gibiydi.
“Keklik mi arıyorsun?” dedi.
Başımı salladım. Sonra sorumu sordum. “Keklikler ne avlar?”
Gülümsedi. Ama bu gülümseme alaycı değildi. Daha çok yılların getirdiği bir bilgelik vardı içinde.
“Onlar avcı değil evlat,” dedi. “Ama doğada yaşamak zorundalar. Böcek yerler, tohum yerler, bazen küçük sürüngenler…”
O an içimde bir şey değişti. Çünkü “avlamak” kelimesiyle “yaşamak” kelimesi arasındaki farkı ilk kez bu kadar net hissediyordum.
Keklikler Ne Avlar?
Bu soru basit görünüyordu ama aslında çok daha derindi. Keklikler doğada ne avlar sorusu, onların yaşam mücadelesini anlamak demekti. Çünkü keklikler etrafındaki dünyayla sürekli bir denge içindeydi.
Böcekler, larvalar, küçük omurgasızlar… Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında bu canlılar onların beslenmesinin önemli bir parçasıydı. Ama sadece etçil değillerdi. Tohumlar, yeşil bitkiler ve filizler de onların hayatında büyük yer tutuyordu.
Bunu öğrendiğimde içimde garip bir duygu oluştu. Hayal kırıklığına benzer ama tam adı konulamayan bir his. Çünkü doğayı hep daha romantik, daha sakin bir yer gibi düşünmüştüm. Oysa orada da bir mücadele vardı.
Ama aynı zamanda bir hayranlık da hissettim. Çünkü her şey bir dengeye bağlıydı.
Dağlarda Duyduğum İlk Ses
O gün dağ yolunda yürürken ilk kez bir keklik sesi duydum. Keskin, kısa ve yankılı bir sesti. Sanki taşlara çarpıp geri dönüyordu.
Durup dinledim. İçimde bir heyecan yükseldi. Çünkü o ses sadece bir kuşa ait değildi. Aynı zamanda bir yaşamın devam ettiğini söylüyordu.
O an düşündüm: Bu kuşlar ne avlıyor, ne yiyor, nasıl hayatta kalıyor?
Ama cevaplar sadece bilgi değildi. Gözlem gerekiyordu. Sabır gerekiyordu.
Ve ben sabırsız biriydim.
Köyün Sessiz Öğretisi
Köyün içine doğru yürüdüğümde çocuklar taşların üzerinde oynuyordu. Yaşlılar gölgede oturmuş, konuşmadan etrafı izliyordu. Herkesin bir ritmi vardı ama kimse acele etmiyordu.
Bir çocuğa keklikleri sordum. “Onlar ne yer?” diye.
“Böcek,” dedi hiç düşünmeden. Sonra ekledi: “Ama çok dikkatli olursan görürsün.”
O cümle bende kaldı. “Dikkatli olursan görürsün.”
Belki de hayatın özü buydu.
İlk Karşılaşma
Bir gün sabah erken saatlerde tekrar dağ yoluna çıktım. Hava serindi. Toprak nemliydi. Ayakkabılarımın altında çakıllar hafifçe ses çıkarıyordu.
Bir anda hareket gördüm. Çalıların arasında bir keklik vardı.
Donup kaldım.
O an kalbim hızlandı. Çünkü onu ilk kez bu kadar yakından görüyordum. Başını hafifçe eğiyor, toprağı eşeliyor, küçük hareketlerle bir şeyler arıyordu.
Belki böcek. Belki tohum. Belki de sadece yaşam.
İçimde bir heyecan vardı ama aynı zamanda bir suçluluk da. Sanki onu rahatsız ediyormuşum gibi hissettim.
Ama o bana bakmadı bile. Kendi dünyasında devam etti.
Doğanın Sert Gerçeği
Sonra öğrendim ki keklikler sadece beslenen değil, aynı zamanda avlanan canlılardı. Tilkiler, yırtıcı kuşlar, bazen insanlar…
Doğa romantik bir yer değildi. Ama düzeni vardı.
Keklikler böcek yer, tohum yer, küçük canlılarla beslenirdi ama aynı zamanda kendileri de zincirin bir parçasıydı. Hem avcı hem avdılar.
Bu düşünce beni uzun süre susturdu.
Çünkü hayatın böyle bir şey olduğunu görmek kolay değildi.
İçimdeki Çatışma
O gün eve döndüğümde defterimi açtım ama yazamadım. Çünkü içimde iki farklı duygu vardı.
Bir tarafım hayranlık duyuyordu. Doğanın bu düzenine, bu döngüsüne…
Diğer tarafım ise üzgündü. Çünkü her şeyin bu kadar sert bir dengeye bağlı olması bana ağır gelmişti.
“Keklikler ne avlar?” sorusu artık sadece bir bilgi sorusu değildi. Bir yaşam sorusu olmuştu.
Kendi hayatımı da düşünmeye başladım. Ben neyin peşindeydim? Ne avlıyordum? Ne için çabalıyordum?
Gecenin Sessizliği
O gece Kayseri’nin soğuğu camlardan içeri sızıyordu. Yatağa uzandım ama uyuyamadım.
Kekliklerin sesi kulağımda gibiydi. Böcek arayışları, tohum eşelemeleri, hayatta kalma çabaları…
İçimde bir huzursuzluk vardı ama bu huzursuzluk kötü değildi. Daha çok farkındalık gibiydi.
Hayatın sadece güzel anlardan oluşmadığını anlamıştım.
Bir Öğrenmenin Ardından
Günler geçtikçe kekliklere bakışım değişti. Onları artık sadece bir kuş olarak görmüyordum. Bir yaşam döngüsünün parçasıydılar.
Böcek yiyerek, tohum toplayarak, küçük canlılarla beslenerek hayatta kalıyorlardı. Ama aynı zamanda kendileri de doğanın av sisteminin içindeydi.
Bu gerçek bana garip bir huzur verdi.
Çünkü artık biliyordum: Her şey bir dengeydi. Sert, acımasız ama gerçek.
Sonra Gelen Sessiz Kabulleniş
Bir gün tekrar dağlara çıktım. Bu kez sadece izlemek için.
Bir keklik sürüsü gördüm. Yavaşça ilerliyorlardı. Arada duruyor, toprağı eşeliyor, sonra yeniden yürüyüşlerine devam ediyorlardı.
Onları izlerken içimdeki tüm sorular biraz daha sessizleşti.
“Keklikler ne avlar?” sorusu artık beni rahatsız etmiyordu. Çünkü cevabın sadece bilgi olmadığını anlamıştım.
Bu bir yaşam biçimiydi.
Gifmania olarak “Keklik neden avlanır” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!
İçimde Kalan İz
Daha Fazlası İçin: Kaç tane keklik türü vardır ?
Şimdi geriye baktığımda o günlerin bana bıraktığı şeyi daha net görüyorum. Sadece keklikleri değil, kendimi de öğrenmiştim.
Hayal kırıklığım vardı. Çünkü doğa sandığım kadar yumuşak değildi.
Heyecanım vardı. Çünkü her şeyin bir düzeni vardı.
Ve içimde bir umut vardı. Çünkü bu düzenin içinde ben de bir yer bulabilirdim.
Keklikler ne avlar sorusu artık sadece bir merak değil. Hayatın kendisini anlamaya açılan küçük bir kapı gibi duruyor içimde.